50 Kuşağı 50 Yaşında
Tam 50 yıl önce, Türk öykücülüğü büyük bir kırılma yaşadı. Anlatılanlar, üsluplar, kaygılar ve yapılan edebiyat büyük bir değişime uğramış, gerek Avrupa’nın etkisi gerekse ülkenin içinde bulunduğu durum, hem Türkçeyi hem de öyküyü farklı şekillerde yoğurmuştu. Bu öyle bir dönemdi ki o zaman ilk kitaplarını yayınlayanlar “50 Kuşağı Öykücüleri” olarak anılmaya başladılar.
Sel Yayıncılık, bu çok önemli öykücülerden üçünün ilk kitabını, Doğan Hızlan’ın önsözüyle yeniden yayınlıyor. Ferit Edgü Kaçkınlar, Demir Özlü Bunaltı, Orhan Duru Bırakılmış Biri kitaplarıyla yeniden okurla buluşuyor. |
 |
DEMİR ÖZLÜ
Bunaltı
“Yirmi yaş çevresinde yazılmış metinlerdir bunlar. Ferit Edgü ile başladığımız yazma uğraşının (o, belki de, benden de önce) ilk ürünlerinden bazı parçalar… Kısa parçalarlarda imgeler, insanın üzerine bastırmak istiyor, uzun parçalarda da düşünceler boğmak istiyor yazını. Kuşkusuz, gençlik, dahası ilk gençlik metinleridir bunlar. Ama şunu söylemekten kendimi alamayacağım: Bunaltı adını taşıyan son uzunca metni, bugün de yazabilirdim yeniden.”
|
 |
ORHAN DURU
Bırakılmış Biri
“Toplumumuzun 30 yıl önce geçirdiği, bugün bile yoğunlaşarak geçirmekte olduğu sancıların ürünleri de sayılabilir bu öykülerin bir bölümü. Onlara geriden başa doğru bakmak gerekiyor. Yazılış tarihlerine göre geridekiler daha eskiye gidiyor ve ilk öykü denemelerime uzanıyor. Başlardaki öyküler ise daha sonraki yazdıklarımın ya da bugün eriştiğimi sandığım yazış biçiminin ve kişiliğimin ilk örnekleri. Hepsi de belli bir çaba, değişik ve yeni bir anlatım biçimi yaratma uğraşısının sonuçları.” |
 |
FERİT EDGÜ
Kaçkınlar
“Kaçkınlar ve 1950’lerin sonunda yayımlanan, kuşağımın birçok yazarının ilk yapıtlarındaki boğuntunun, bunaltının, bunalımın, başkaldırının, birey olma çabasının, barışık olmamada direnmenin, yerleşik değerleri sorgulama, yadsıma eğilimlerinin, yalnız özgür düşünce ve aydınlar üzerindeki baskıyı gün geçtikçe artıran siyasal iktidar tarafından değil, sözüm ona ilerici bağnaz çevrelerce de ‘mahkûm’ edildiğini gördüm, yaşadım. Bu açıdan bakıldığında, diyebilirim ki, bir yalnızlıkta yazdık. Bireyselliğe yer olmayan bir toplumda, birer aykırı olarak, birer horlanmış olarak yazdık. Kendi benzerlerimizi bulmak için yazdık. |